Kayıt Tarihi: Thursday, July 18, 2019 6:00 PM
Seyahatnamelerde Ereğli
1961 yılının 6. Ayının 16'sında Eregli'de iki kuşaktır eczacı bir ailenin ikinci oğlu olarak dünyaya geldim.Turgut Reis Ilkokulu'nun ardından Galatasaray Lisesi'ni 1980'de bitirdim..On yaşlarından beridir kokusunda büyüdüğüm Memleket Eczanesi beni eczacı yaptı.Askerlik görevini yerine getirdiğim 1986-87 Çanakkale Deniz Hastanesi dönemi dışında dedemin eczanesinde babamla birlikte çalıştık.Halen üçüncü kuşak olarak dede yadigârı Memleket Eczanesi'ni sürdürmeye çalışırken 2004'ten bugüne Ecz. Sabit Duran'ın Ereğli Tarihi'ni yayınlamak üzerine başladığım çalışmalar beni bir yerel tarih tutkunu haline getirdi.Geçen yılsonu yayımlanan "Kastamonu ve Bolu Salnamelerinde Ereğli" adlı bir kitabım var..
M. Emin Bey

Yaşamöyküsü hakkında herhangi bir bilgiye ulaşamadığımız, ve hatta gerçek adı olup olmadığını dahi bilemediğimiz M. Emin Bey’in Ereğli hakkında yazısı, Akın Tahir Karauğuz tarafından yayımlanan Zonguldak Memleket Gazetesi’nin 28 Temmuz 1931 tarihli 309. sayısında Gürdal Özçakır tarafından arşiv araştırmaları sırasında bulunmuştur.

Anlatımına göre İstanbul’dan yola çıktığı anlaşılan yazarın metnini Ereğli’nin o tarihteki durumunu dile getirmesi bakımından ve sözünü ettiği Tavuk Üretme Çiftliği hakkında özgün bazı belge-bilgilere sahip olmamız nedeniyle çalışmamıza aldık.

1931 yılı yazının başlangıcında Ereğli’de bulunmuş olması gereken M. Emin Bey’in yazısı, aşağıdaki gibidir:

“Ereğli’yi iki yıllık hasretten sonra tekrar görmek üzere Bartın vapuruna bindim. Güzel bir tesadüf beni vapurda pek kıymetli aşinalarla karşılaştırdı. Ereğli–Filyos hattının geçiş yerlerini tespit eden heyetten İhsan Ali Bey, Ereğli’ye mektep yerini keşfe giden heyet. Bu zevatla memleket mevzuları etrafında epeyce samimi hasbıhallerde bulunduk. Çok istifade ettim. İhsan Ali Bey Ereğli’nin çok yakın bir âtide erişeceği yüksek saadetten bahsetti. Heyetten Güneş Bey Demiryolundan Bartın’a da bir kol verilmesi mütalaasında bulundu. Bu konuşmaya dalarak yolculuğumuzu duymuyorduk bile. Nihayet vapurumuz Ereğli limanına girdi. Ereğli Elektrik nurlarından mahrum olmakla beraber ay ışığı altında çok sevimli cazip bir manzara arz ediyordu. Bu defa vilayetimizi şereflendiren Muhterem Müşir Fevzi Paşa Hazretlerinin Ereğli’yi “Karadeniz’in ve yakın istikbalde bütün Türkiye’nin pırlantası” olarak tasvir buyurmuş olmaları ne kadar doğru!

Fakat bu kadar zengin ve cidden eşsiz bir istikbale sahip olan Ereğli bugün acınacak bir haldedir. O kadar bakımsızlık içindedir. İmrana çok ihtiyaç vardır. Sokaklar dar ve karanlıktır. Bugün kasabada görülen geriliklerin sebeplerini bugünkü belediyeye yüklemek bittabi doğru değildir. Eski ve yeni belediyeler vazifelerini layıkıyla ifa etmiş olsa kasaba karanlıktan kurtulur, dar ve biçimsiz sokaklar, harap evler düzeltilerek kasabaya iyi bir şekil ve manzara verilmiş olurdu. (1)

Ereğli’nin bugünkü durgunluğu içinde; ümit nurları saçan bir hareket var: Gençlik… Burada bütün hızıyla ileri atılmak isteyen imanlı bir gençlik fışkırmaya başlamıştır. Uyanış feyizleri içinde canla başla çalışan bu gençlik zümresi şüphesiz daima muvaffakiyete namzettir. Ereğli’de bu gençlerin teşebbüsü ile açılmış bir “memur mahfeli” vardır. Bu suretle memurların boş zamanlarını kahvelerde değil “Mahfel” de istifade ile geçirmeleri temin edilmiştir.

Yalnız “Mahfel”de göze çarpan bir cihet var: Oyun. Oyun yerine Edebi içtimai ve iktisadi musahabeler yapılsa, faydalı kitaplar ve gazeteler okunsa; elbette daha hoş olur.

Ereğli’de sporculuk, kuvvetle inkişaf etme yolundadır. Burada iki spor takımı vardır: İdmanyurdu ve Müttehit (Bu adı Türkçeleştirmelerini dilerim; mesela: Gençlerbirliği, Elele Gençlik gibi) Gençlik. Bu takımlar üç günde bir “Beyçayırı” sahasında birbirleri ile müsabakalar yapıyor. Bunların oyunları halkta pek büyük bir alaka hasıl etmiştir. Müsabakaları yüzlerce kişi memnuniyetle ve zevkle seyrediyor, bu suretle Ereğli’de sık sık neşeli bir hayat geçiyor. Bu takımlar, ara sıra, yakın kazalara ve vilayet merkezlerine giderek çok defa maharetli oyunlarla karşılarında bulunan takımları yenmişlerdir.

İdmanyurdu futbol takımının kaptanı Şevki Bey Zonguldaklıların çok iyi tanıdığı bir gençtir. Bu takım, geçenlerde şehrimize gelerek eski futbolculardan bazı gençlerin teşkil ettiği bir takımla karşılaşıp onlara galebe etmiştir.

İdmanyurdu üç ihtisas şubesine bölünmüştür. Musiki, Denizcilik, Avcılık. Musiki şubesinin reisliğini ifa eden konservatuardan mezun Sadi Yaver Bey (2) adlı değerli bir gençtir. “Ereğli Mecmuasında” Halkiyat ve Anadolu türkülerimize dair istifadeli yazılar çıkıyor. Musiki şubesinin yakında büyük bir konser için hazırlanmakta olduğunu haber aldım. (3)

Ereğli’de eski Türk Ocağı bahçesinde bir yazlık tiyatro sahnesi vücuda getirilmiştir. Ara sıra Ereğli’ye gelen tiyatro kumpanyaları burada oyunlar veriyor.

Ereğli’ye gideceklere tavsiye ederim. Hastaneyi mutlaka görsünler. Bu güzel sağlık ve şifa yurdu, şehrin en gönül alıcı bir mevkiindedir. Deniz üstünde yeşillere bürünen bir köşk gibidir. Hususi idare tarafından idare edilmekte olan bu müessese Ereğli’nin yüzünü güldüren bir varlıktır. Hastane hekimi Ali Yaver Bey(4) bütün bir şefkatle hastaları için titreyen kıymettar ve hürmete layık bir zattır. Hastane onun yüksek himmeti ile intizam ve mükemmeliyet içinde, cazibeli bir sima taşıyor.

Maksadım methetmek değil kalbimde yer tutan hisleri ifade eyledim. Bende intiba bırakan bir isim daha var. Sadeddin Bey. Bu zatın muhtaçlara yardım etmekte olduğunu ve hayırlı cemiyetlere maddi ve manevi epeyce hizmetlerini sebketmiş bulunduğunu işittim. Sadeddin Bey Macaristan’dan celbettiği kuluçka makineleri ile memlekette yeni bir iş ve kazanç yolunun açılmasına da rehberlik etmiştir.

Ereğli’de temizlik, asıldır. Zonguldak ta her gün değiştirdiğimiz yakalık, burada bir hafta gider. Bununla çarşı ve sokakların her gün süpürülüp temizlendiğini kastetmiyorum, bu ihmal her zaman için bakidir.

Ereğli Zonguldak’ın meyve ve sebze bahçesidir. Bu zengin servetten layıkıyla istifade edilememekte olmakla beraber ileride Ereğlileri ihya edecek kıymet alacağına şüphe yoktur. Müftüoğlu İsmail Efendinin yılmaz teşebbüsü ile vücut bulan ve az zamanda çok muvaffak olan konserve fabrikası bu âtinin bir müjdecisidir. (5) İsmail Efendinin yeni getirdiği makinelerle makine ve konservecilik mütehassısları, katlandığı fedakârlıkların canlı bir ifadesidir.

Ereğli’de krep ve örme imalathaneleri ileri için epeyce ümitler verecek bir faaliyet içindedir.

Ereğli büyük ve tabii bir limanın kavsi üzerinde daima taze bir bahar revakıyla yüzü gülen bahtiyar bir kasabadır.

Ereğli’nin geceleri çok hoştur. Ay ışığının limanın şeffaf sinesine huzme huzme yayılışı ve sandalların ahenk ve safa içinde süzülüp akışına vecidi bir zevktir.

Asıl bizi teshir edecek Ereğli’nin istiklalidir. Limanı yapılıp Filyos hattına bağlandıktan sonra kavuşacağı büyük istikbal !”

İlk paragrafta sözü edilen Saadettin Bey için bir parantez açarak Gürdal Özçakır’ınBİR ÂZA DEFTERİ VE BİR KENTİN HAFIZASI başlıklı yazısından (6) bir bölüm sunuyoruz:

“Yaklaşık 5,5 yıllık bir çalışma olan “Kdz. Ereğli Futbol Tarihi 1923-1950” tarihi adlı eserimi büyük ölçüde tamamlamıştım. ZOKEV’in düzenlediği "Zonguldak’ta Spor ‘07 Bienali" etkinliğinde çalışmamı sporsever bir kitleye sunmam beni bir hayli mutlu etmişti.

Her şeyden önce bu çalışmama bir “Kent İmecesi” diyebiliriz. Öyle ki Ereğli halkından çalışmamdan haberi olan herkes fotoğraf temini olsun, isimlerin tespiti olsun destekler verdiler. Fakat çeşitli şansızlıklar yüzün-den kitap olarak bastıramamanın verdiği sıkıntı ve başvurduğum kurumların ilgisizliği beni oldukça üzdü ve yıprattı. Ama yılmamalıydım bu kitabı mutlaka bastırmalıydım. İşte bu ruh hali ile koştururken talih eseri karşıma çıkan bir defter çalışmamın ufkunu genişleterek 1930’ların kent tarihi açısından çok değerli bilgileri bana sundu. Evet bu defter; “EREĞLİ İDMAN YURDU ÂZA DEFTERİ 1930” beni meğer sabırla beklemiş.

Yukarıda da belirttiğim Kent İmecesi’nin ikinci aşamasında da yine iş Kdz. Ereğli sevdalılarına kalmıştı. Kdz. Ereğli’nin eski köklü esnafları sağ olsunlar yüzümü kara çıkarmadılar. Küçük de olsa kitap için destek bâbında reklamlar verdiler. Evet bu iş nihayete erecekti. İşte bu anda kapısını çaldığım Ereğli’nin en eski ve köklü eczanesi Memleket Eczanesi’nde çayımı yudumlarken Eczanenin 3. kuşaktan sahibi sayın Sadun DURAN bana gülümseyerek Ereğli İdman Yurdu Âza defterinin kendinde olduğunu söyleyince şaşkınlığı ve sevinci aynı anda yaşadım. Sadun Bey defteri içeriden getirdi. Kalbim küt küt atarak ilk sayfayı açtım. İlk sayfadaki fotoğraf kulübün kurucularından ve reisi Sadeddin Bey “Aman Allahım !” Evet o işte ben bu kişiyi 5.5 yıldır tanıyorum. Ama artık fotoğrafı ve kişisel bilgileri elimde. Sayfaları bir taraftan çeviriyorum bir taraftan da şahıslar hakkında Sadun Bey’e bilgiler aktarıyorum. Bir taraftan Eczaneye gelip giden müşteriler oluyor onlarla da sevincimi paylaşıyorum. Sadun Bey Sadeddin Bey’in, dedesi Sabit Nihat DURAN Bey’e 1934 yılında Antalya’dan atmış olduğu foto kartı (kartpostal) bana bilgisayarından gösterdi. Evet dedim onun imzası çünkü bu imzayı daha önceden tanıyordum. Aza defterinde de henüz soyadı kavramı olamadığı için sadece adını içeren hattat edası ile atılmış o estetik imza.

Sadun Bey’in ağzından o sihirli cümle döküldü “-Hocam bu defteri alın inceleyin, işiniz bitince getirirsiniz.” Bir hazine sandığı bulmuş defineci sevinciyle iyi günler dileyerek eczaneden evime bir anda adeta uçuyorum. Sayfalar, bilgiler ve fotoğraflar o kadar ayrıntılı net bilgiler var ki kafamda yerine tam oturmamış rivayet gibi kalan birkaç konu bir mozaiğin küçük küçük taşları gibi artık yerlerine oturuyor.

Ereğli İdman Yurdu Aza defterinde 132 sayfa kayıt tutulmuş üye bilgiler Sadeddin ERİŞEN tarafından tek tek işlenmiş. Kayıtlı 130 üye gözükmektedir. (2 sayfa boş bırakılmıştır) Üyelerinin profilini kabataslak incelersek, dönemin Zonguldak Mebusları Celal Sahir Bey (Fahri Üye) ve Ragıp Bey (Fahri Üye), dönemin Kaymakamı Mehmet Halit Bey (Fahri üye) 18 Erkek - 6 Bayan olmak üzere toplam 24 Muallim (Öğretmen), 2 Kömür Şirketi Temsilcisi, 3 Mühendis, 22 Memur (Çeşitli kurumlarda çalışan), 3 Muhasip, 5 Şirket Katibi, 2 Vapur Acentası Sahibi, 4 Maden İşletmecisi, 9 Sandal-Kayık Sahibi ve Motorcu, 1 Eczacı, 1 Doktor, 1 Diş Hekimi, 1 Liman Reisi, 10 Adet Küçük Esnaf, 8 Tüccar, 3 Müfettiş, 1 Sorgu Hakimi, 2 Asker Emeklisi, 4 Öğrenci, 1 Eczacı kalfası, 1 Yurt Odacısı, 1 Harman Çavuşu şeklindedir. Geri kalan üyelerle ilgili herhangi bir meslek kaydı yoktur. Bayan Üye sayısı 18’dir ve yukarıda belirtildiği gibi 6 tanesi Öğretmendir.

(…..)

Sadeddin ERİŞEN ile ilgili şu bilgilere ise yine Kulüp Âza defterinden ulaşıyoruz. 1909-1914 yılları arasında İstanbul’da Hubertus Avcı Kulubü İdari üyesi, Devrek Avcı Cemiyeti kurucusu ve başkanı, İstanbul Stadyum kurucularındandır. 20.08.1930 tarihinden 12.05.1935 tarihine kadar Ereğli İdman Yurdu başkanlığını yaptı. Sadeddin Bey Kulüp başkanlığından kendi isteği ile işlerinin yoğunluğunu mazeret göstererek istifa etmiştir. İdare heyetinde ise göreve devam etmiştir.

İdman Yurdu Âza Defteri’ni incelerken dikkatimizi çeken nokta şu oldu. Maarif Memuru olan 1902 doğumlu Mustafa oğlu Sırrı Bey yurt içinde bazı tutumları yüzünden tepki görmüş idare heyetiyle anlaşmazlığa düşmüş ve istifa etmiştir. Bu şahıs daha sonra dışarıdan Ereğli İdman Yurduna düşmanca bir tutum izleyerek üyeleri istifaya zorlamıştır. Defter kayıtlarına göre Sadeddin Bey tarafından mahkemeye verilen Sırrı Bey özellikle İdman Yurduna üye öğretmenlere baskı yapmış bunun sonucunda 60 nolu üye Öğretmen İdris Bey 72 nolu üye Öğretmen Şahin Bey 88 nolu üye Öğretmen Nuri Bey baskılara dayanamayarak istifa etmiştir. Bu baskı daha sonra ise Kaymakam Emin Bey tarafından da uygulanmış bunun sonucunda da Tahrirat katibi 71 nolu üye Salih Zeki Bey ve Orman memuru 91 nolu üye Celal ACAR (Baron) istifa etmek zorunda kalmış fakat Celal ACAR’ın istifası kabul edilmemiştir. Tüm bu baskılar Sadeddin Bey’i yıpratmış olmalı ki O da başkanlıktan istifa etmiştir. Daha sonra ise bu baskılar artarak onu Kdz. Ereğli’den ayrılmaya hatta sürgüne sürükleyecektir..

Sadeddin ERİŞEN “KOZES” adlı şirketin Ereğli mümessili (temsilcisi) olarak görev yapardı. Ereğli’ye gelen yabancı vapurlara kömür yüklenmesi ve sevkiyat işleri ile uğraşıyordu. Yardımsever bir kişi olarak sevilirdi, fakir babasıydı. Gemilerden artan kömürü yoksullara dağıtırdı. Ereğlili motorcuların halkı mağdur ettiği şikayetleri üzerine motorcuların yüksek fiyatlarla yolcu taşımalarını engelledi kendi motoruyla düşük fiyatlarla yolcu taşıttı. Bu olay onun Ereğli’den mecburen ayrılmasına sebep olan süreci başlattı. 128 imza toplanarak “KOZES” Şirketinin nakliye işlerini yürüten mümessil Sadeddin Bey’e karşı bir kampanya oluşturuldu. Casuslukla itham edildi. 3 ay İstanbul’da gözaltında kalan Sadeddin Bey mahkeme kararıyla Romanya’ya sürgün edildi. 16 ay vatansız olarak Romanya’da yaşadı. Dönemin Zonguldak milletvekilleri durumu Mustafa Kemal ATATÜRK’e arz eyledi. Dosya ATATÜRK ’e getirildi, dosyayı inceleyen ATATÜRK emir vererek bir karar çıkarttı. Böylece çıkarılan meclis kararıyla vatanına döndü fakat maalesef Ereğli’ye gelmedi, Ereğli gençliği böylece 1937 yılında önderini yitirmiş oldu. (Resmi gazetedeki af ilanı Orhan DURAN’ın arşivindedir).(7)

Sadeddin Bey deniz sporlarına çok önem verirdi. Bugünkü SSK Hastanesinin bulunduğu yerde 1 Temmuz Denizcilik Bayramı ve 30 Ağustos Tayyare Bayramları münasebetiyle kik yarışları, sandal yarışları, mavna yarışları, yüzme ve ördek kapma yarışmaları yapılırdı. Ayrıca bayanların da kürekçi takımları vardı. İdman Yurdunun 17 ve 20 nolu üyeleri iki bayan ile ilgili Kulüp Aza defterinden buraya vereceğimiz bilgiler bize 1930’lu yılların Kdz. Ereğlisi ile ilgili çok değerli bilgiler sunuyor. 17 nolu üye Adile Hanım Sadeddin ERİŞEN’in kızıdır. Adile Hanım 30 Ağustos 1931 tarihinde Tayyare Bayramı menfaatine düzenlenen deniz yarışlarında 2 çifte sandal ile birinci gelmiştir. 20 nolu üye Perihan Hanım’da aynı şekilde 30 Ağustos Tayyare Bayramı münasebetiyle 4.9.1931 tarihinde yapılan iki çifte Hanım sandal yarışlarında birinci gelmiştir. Bugün bile zevkle izlenen yağlı direk yarışmasının ödülünü bizzat Sadeddin Bey cebinden ödermiş. 1934 yılı Temmuz ayında Ereğli İdman Yurdu sporcuları sandalla kürek çeke çeke İstanbul’a gitmişlerdir. Orhan DURAN; ERDOĞAN ERKMEN’e verdiği bilgide Tahliye Deniz Kurtarma Ekibi ile irtibat kurulduğunu bu şekilde İstanbul’a gidilip gelindiği söyler.

(…)

7 KASIM 2007 tarihinde vefat eden değerli Sosyologumuz Mübeccel KIRAY‘ın “Ereğli, Ağır Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası” adlı eserinde Sadeddin ERİŞEN ile ilgili şu bilgilere rastlıyoruz. ”Aynı devrede Ereğli’de Van Der Zee ve Kazis gibi seyahat ve taşıma şirketlerinin de bir acentası varmış. Acentanın Müdürü S. Bey(Sadeddin ERİŞEN), İstanbullu ve girişken bir kimse imiş. Bir Alman kadınla evliymiş. Bugünkü Ereğliler için, Ereğli’nin içinde oturan, kendi hayat tarzlarından çok farklı bir hayat yaşayan ilk aile S. Bey ailesi bugün Demir-Çelik Fabrikası’na mensup Amerikalı ailelerle karşılaştırılmaktadır.”

M. Emin Bey’in yazısında sözünü ettiği Sadeddin Bey’in “Macaristan’dan celbettiği kuluçka makineleri”, arşivimde bulunan dedem Sabit Bey’e ait ve ilk rastladığımdan itibaren anlamaya çalıştığım, üzerinde kırmızı tükenmez kalemle “İlk Tavuk Şirketi ilk mahsuli” yazan ve 20, 8, 1931 tarihi atılmış bir fotoğrafın aydınlanmasını sağladı.

Eczacı Sabit Bey, o tarihlerde Sadeddin Bey’in Macaristan’dan getirttiği makinelerle Ereğli’de kurulan bir Tavuk Üretme Çiftliğine ortak olmuş ve ilk üretimle birlikte Hasan Basri Bey’le bu fotoğrafı çektirmiş idi..

Fotoğrafın arkasındaki Hasan Basri Bey’e ait Arap harfleriyle yazılmış şiiri, sevgili dostumuz Burhan Akbaş’ın yeni yazıya çevirdiği haliyle aşağıda göreceksiniz:

Bir hayli düşündü on münevver (aydın) arkadaş

Her biri bir şey yumurtladı pür telaş

Civciv oldu yumurtalar yavaş yavaş

Burnumuzdan yakalamıştı bizleri bir telaş

Kurtulup elinden düşündün çareler

Her biriniz giymiştik muhakkak karalar

Civcivleri yemekteyken fareler

Her ağızdan başlamıştı naralar

Yetişti çok şükür imdada mahsul-i sai (ilk ürün)

On münevver yirmi sekiz civcivi aldı pay

Sen çok aldın ben az aldım vay beyim vay

On beş paylıdır biri civciv değil tay

Şimdi de nakl i mekân etmekteyiz

Geri köyden Baba’ya gitmekteyiz

Bir kaçımız bu işe nedamet (pişmanlık) etmekteyiz

Nihayet horozlarla Baba’dan ötmekteyiz

Esprili bir dille yazılmış bu şiiri değerlendirecek olursak, sözkonusu Çiftliğin on ortaklı bir girişim olduğunu, öncelikle “geri köy” olarak adlandırdıkları iç bölgelerde ancak neresi olduğunu bilemediğimiz bir köyde kurulduğunu ve o bölgede farelerin saldırısına uğradıklarını; çare olarak çiftliği Baba Burnu’na taşıdıklarını, ancak bazı ortakların bundan pişmanlık duyduklarını anlayabiliyoruz.

Yıllar sonra ağabeyimin arşivinde rastladığım başka bir fotoğraf ise, muhtemelen Baba Burnu’ndaki bu çiftliğin önünde, arkasındaki tarihten anlaşıldığı gibi 1932 yılının 4 Nisan’ında çekilmiştir. “Bayramın 4. Günü” notu da vardır tarihin altında.

Fotoğraftaki tabelada yazan “RODAYLAND”, adı Amerika Birleşik Devletleri’nin bir eyaleti olan ‘Rhode Island’dan gelen bir tavuk cinsidir.

Şiirdeki “Her biriniz giymiştik muhakkak karalar” dizesinde belirtildiği gibi çoğu siyah takım elbise giymiş olan kişilerden tanıyabildiklerimiz ise, şunlar:

Hakkında yukarıda aktarım yaptığımız Sadeddin Erişen.

Ereğli İdman Yurdu kurucularından olan Ahmet Şevki Ata (1908- 1969). Âza Defterindeki sicil bilgilerinden öğrendiğimize göre, Doktor Bahaddin Bey’in oğludur. İstanbul’da doğmuştur. 1917 yılında Beşiktaş kulübünde futbola başlamış, 1918-1925 yılları arasında Vefa Kulübünde, ardından 3 ay kadar İttihat Spor, 2 ay kadar da Altınordu Kulübünde oynadıktan sonra Fenerbahçe Kulübüne girmiştir. Nihayet 1926 senesinde Ereğli Türk Ocağı futbol takımına katılmış, 1930 yılında ise Ereğli İdman Yurdunun kurucularından biri olarak bu kulüpte futbol hayatını sürdürmüştür. Kulübün Genel kaptanlığını yürütmüş olan Şevki Bey İdman Yurdu’nun 19 no’lu üyesi, Mustafa Muhiddin Gürdal kızı Fatma Bedriye Hanım ile evlenmiştir. Mesleği muhasebecilik olan Şevki Bey, kayıtlara göre 5 Ekim 1933 tarihinde Ereğli’den ayrılarak Tokat’a gitmiş, 10 Şubat 1935 tarihinde geri döndükten sonra İdman Yurdu üyeliğini devam ettirmiş ve 107 no’lu karar ile yeniden Genel Kaptan olmuştur. 12.05.1935 tarihinde ise 109 nolu karar ile İdman Yurdun Reisliği görevini Sadeddin Bey’den devralmıştır.

Gürdal Özçakır’dan aldığımız bilgiye göre, 1895 Bolu doğumlu, önce Adliye Memurluğu sonrasında Dava Vekilliği yapmış, 1955 yılında Ereğli’de vefat etmiş bir hemşehrimiz olan Hasan Basri Seben.

O tarihteki Kaymakam Halit Bey. Kdz. Ereğli Kaymakamlığı internet sitesinde 1930-1931 yılı arasında görev yaptığı belirtilen Halit Bey’in 1932 Nisan’ında da Ereğli’de olduğunu bu fotoğraf kanıtlıyor.

Ve son olarak, Dedem, Eczacı Sabit Nihat Bey.(8)

Böylece, yaklaşık 100 yıl öncesine ait Ereğli gündelik yaşamından bir kesit sunabilmiş olduk, sizlere..

DİPNOTLAR.................................................

(1) Ecz. Sabit Bey, Tarih’inde Belediye çalışmalarını şöyle anlatır:

Ereğli’de Belediye teşkilatı 1300 yıllarının başlarında kurulmuş, ilk belediye ödevleri Hacı Yomralı tarafından görülmekte iken teşkilât yapılmış, Hacı Mehmet Ali Ağa ilk Belediye Reisi olmuştu. Sonra Cöbek Ali Bey olmuş. Emin Muhlis devrinin Belediye Reisleri Çakır Ahmetoğlu Necip iki def’a, Karamanlı Çerkesoğlu Yani, Hacı İsmailoğlu Hakkı üçer def’a Belediye reisliği yapmışlar ve o çağların en tanınmışları arasında bulunmuşlardı. Bu sırada Fransız sermayesi havzaya girmiş, Ereğli’nin bir köyü olan Zonğuldak ağzında bir çok madenlerin imtiyazlarını alıyor ve bu arada bir de liman yapmağı taahhüt ediyordu(II). İşte bu tarihten itibaren Ereğli’nin bütün zenginliği de Zonğuldağa intikal etmiş bulunuyordu. Son çağlarda Ereğli’nin sönüşünün başka hiç bir sebebi yoktur. Bu günden itibaren Zonğuldak büyüdü ve Ereğli’nin bütün inkişafına set çekti.

Ereğli’nin bir köyü olan Zonğuldak; bundan sonra ilgisini keserek 1899-1315 tarihinde kaza olmuş ve Bolu’ya bağlanmıştı. 1920’de (1336) mutasarrıflık olmasile Ereğli kazası Bolu’dan bağlarını keserek Zonğuldağa katıldı. 1924’de (1342) vilayet olmasıle bugün de Zonğuldağın kazasıdır. Meşrutiyet idaresi Zonğuldağa çok önem verdi, yükseltemedi, zira,Zonğuldak bir Fransız kolonisi haline gelmişti. Eski çağlarda önemli memurlar bu koloniden aidat bile alırlardı. Cumhuriyet hükümeti ecnebi sermayesini sınır dışına atmasıle havzaya büyük yardımda bulundu.

O sıralarda yapılan Zonğuldak-Devrek şosası ile Ereğli’nin bütün hintarlantını elinden aldı. Devrek, Gerede hatta Bolu ve Ankara’ya iskelelik yapan Ereğli tamamen söndü ve bir köy haline gelmişti.

Meşrutiyetin, Ereğli’de etki yaratan kaymakamlarından Tunalı Hilmi; Avrupa’da yıllarca çalışmış eski devrimcilerdendi. Balıkçılık kooperatifi ve ipekçilik için çok çalışmış sonradan devam ettirilmediğinden bu işler inkişaf edememişti. Hilmi Tunalı’nın milli devrim sırasında Ereğli’de gösterdiği kahramanca idare ve olağanüstü tedbirleri sayesinde Ereğli kurtulmuş ve Ankara’nın en önemli bir iskelesi durumunu muhafaza etmiştir.

Kaymakamlık vekaletinde bulunan Mithat Akif Bozhane Mektebi’ni inşa ettirmiştir ki bu mektep darulmuallimin olarak hazırlanmış ise de sonradan ilk okul olarak kullanılmıştır.

1910 (1328) yılında Kaymakam Ragıp ve Belediye Reisi Hakkı Cöbek zamanında Belediye dairesi inşa edilmişti. Hakkı Cöbek 22 Eylul 1911(1329)’dan 1945 (1361) tarihine kadar meşrutiyet ve cumhuriyet çağında 18 yıllık Belediye reisliği zamanında çarşu deresinin üstündeki üç köprü, üç dükkan, bir kahvehane, bir zebih mahalli yaptırmış ve yirmi dakika mesafedeki Bağlık köyünden demir borularla şehre su getirmiş ve Kaymakam Refik Kuzucu’nun yardımıle orta mektebi açmağa muvaffak olmuştur.

Ereğlinin kalkınmasını, hinterlantını limana bağlanmasında ilk gören Kaymakam İbrahim Bozkurt 1912’de (1330) Devrek şosasının inşasına başlatmıştır.

Faik Akyüz, Cumhuriyet çağında yaptığı beş senelik Belediye reisliği süresinde: hükümet konağının önündeki çirkin binaları istimlak ederek İskele Camiine kadar meydanı açmış ve şadırvanı kaldırmıştır. Garipler mezarlığının planını yaptırtarak kabirleri yeni mezarlığa naklettirmiş ve bu münasebetle gelecekteki parkın yerini hazırlamıştır. “Karşu”?denilenvaktile kereste pazarı olan iki köprü arasındaki önemli çarşının meydanını kaldırımlatmış, çirkin bir durumda kalan musallayı yeni kabristana giden yolların birleşik noktasında parmaklıklı bir yer yaparak kaldırtmıştır. Sebze pazarını ve halini inşa ettirmiş. Uzun Mehmet Parkının etrafını beton parmaklıklarla çevirtmiş ve zinetlendirilmiştir. Yeni sistem umumi bir halâ yaptırmış ve akar sularını temin etmiştir. Eski şadırvana gelen su boruları tamir edilerek Müftü Mahallesinde yangına karşı bir su deposu inşa ettirmiştir. Orhanlar Mahallesinin Tokmaklar Sokağına kadar boru döşeterek su borusu uzatılmıştır. Bozhane Çarşısının ağzını kapayan binalar; istimlak edilerek yol genişletilmiş, ve kaldırımlatılmıştır. Bozhane Çarşısının deniz kıyısında bulunan 30 kadar kayıkçı kulübeleri kaldırılarak temizlenmiş ve deniz yalısı kaldırımlanmıştır; bu arada Paşa Bahçesinin önündeki divar kaldırılarak etrafı açılmış ve kaldırımlanarak meydan haline getirilmiştir. Kavak dibindeki derenin üstüne köprü yaptırılmış, hasta otomobillerinin hastaneye kadar gidebilmeleri temin edilmiştir. Bunlardan en önemlisi kasabanın harita, plan ve kadastrosu yaptırılarak tastik ettirilmiştir. Elektrik tesisatına ait proje yaptırılarak vekaletçetastik ettirilmiştir.

2/Ekim/1932’de Faik Akyüz’den sonra Belediye Reisi olan İsmail Mazlumcu iki yıllık belediye reisliği zamanında, Belediye bütçesine göre büyük bir iş olan elektriği başarmış ve parkın temelini kurmuştur, bütün enerjilerini Belediye Meclisinden alan bu iki reisin çalışmaları şükranla karşılanan büyük başarılar vermiştir. Bugün Belediye Reisi bulunan Mustafa Demir; Akarca Mahallesinde yeniden bir cadde açarak kaldırımlatmış ve çarşu hamamını istimlak ederek hale giden yolu açmış ve hamamı tamir ettirerek belediyeye ve beldeye güzel bir hamam kazandırmıştır.

Cumhuriyet çağında gelen Kaymakamlardan Arif, Ecvet, Halit ve Memduh Payzın cumhuriyet otoritesini, ufak bir lekeye meydan vermeden başaran kıymetli elemanlardandırlar. Köy yollarını onarmağa başarı ile çalışan Kaymakam Süreyya ile Ereğli’lileri orta mektebe kavuşturan Refik Kuzucu’yu da şükranla anmak yurt çocuklarının boynunun borcudur.

[Ecz. Sabit Bey’in Ereğli Tarihi Cild II– Sadun Duran – yayınlanmamış elyazması, Sayfa : 19-20]

Görüldüğü gibi, M. Emin Bey’in ziyaretinden bir yıl sonra Ereğli elektriğe kavuşmuştur.

(2) Ünlü müzikolog, folklor uzmanı, eğitimci ve sanatçı Sâdi Yâver Ataman (1906-1994).

(3) Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. 1923-1950 Kdz. Ereğli Futbol Tarihi – Gürdal Özçakır - Yeşil Elma Yayıncılık – İstanbul, 2008.

(4) Sâdi Yâver Ataman’ın babası.

(5) Bugün binası otele dönüştürülmüş olsa da imalata devam eden Azim Konserve Fabrikası kastediliyor.

(6) http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2008/03/bir-aza-defteri-ve-bir-kentin-hafizasi.html İdman Yurdu ile ilgili daha fazla bilgi için: http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2012/03/kdzeregli-futbol-tarihi-1923-1950-ilk.html

(7) Gürdal Bey, başka bir makalede konuyla ilgili Erişen’in torunu Semra ARZIK’tan aldığı şu bilgileri de verir:

1923-1950 KDZ. EREĞLİ FUTBOL TARİHİ kitabımda ayrıca belirttiğim üzere 20.08.1930 tarihinden 12.05.1935 tarihine kadar Ereğli İdman Yurdu başkanlığını yapan Sadeddin Bey Kulüp başkanlığından kendi isteği ile işlerinin yoğunluğunu mazeret göstererek istifa etmiştir. Bunun ardındaki sebep Maarif Memuru olan 1902 doğumlu Mustafa oğlu Sırrı Beyin Ereğli İdman Yurduna düşmanca bir tutum izleyerek üyeleri istifaya zorlamasıdır. Sadeddin Bey tarafından mahkemeye verilen Sırrı Bey özellikle İdman Yurdu’na üye öğretmenlere baskı yapmıştır. Bu baskı daha sonra ise Kaymakam Emin Bey tarafından da uygulanmıştır Tüm bu baskılar Sadeddin Bey’i yıpratmış olmalı ki O da başkanlıktan istifa etmiştir. Görülüyor ki bu çok uzun süren bir yıpratma faaliyetiymiş, adeta bir kampanya şeklinde devam etmiş; nihayetinde Macar asıllı bir Türk vatandaşı olması, eşinin köken olarak Avusturyalı bir Musevi olması onun ajanlığına delil gibi gösterilerek Kdz. Ereğli’nin o zamanki güçlü ailelerinin de yardımlarıyla Sadeddin ERİŞEN bertaraf edilmiştir.

ERİŞEN ailesi bundan sonra tam bir trajedi yaşamış, bunu Semra ARZIK hanımdan öğreniyoruz. 1930 yılların fotoğraflarından bize gülümseyen o zarif hanım, sandal yarışmalarının birincisi yani Adile ERİŞEN İstanbul High School’daki eğitimini, hem de son sınıf öğrencisi iken yarıda bırakmış ve babası ile beraber Romanya’ya gitmek zorunda kalmıştır. Sadeddin bey sürgün dönüşü sonrası mimli bir kişi olduğu için işsiz kalmıştır. Ailenin ellerindeki tek mal varlığı İstanbul Tünel Caddesindeki 4 katlı apartman bile çok sonraları haciz yoluyla ellerinden alınacaktır. Semra ARZIK hanıma “6-7 Eylül 1955 olaylarının da mağduru oldunuz mu?” soruma şu ilginç anekdotla cevap verdi. Büyük dedesi Sadeddin Bey 1. Dünya Savaşında Osmanlı ordusunda Almanca bilmesi hasebiyle Galiçya Cephesinde de görev almıştır. İşte o dönemden kalan asker kalpağını başına, madalyalarını da ceketinin göğsüne takarak binanın kapısın önünde bir sandalyeye oturmuş; o yaşlı haliyle apartmanda bulunan Rum ailelerin koruyuculuğunu yapmıştır.

Makalenin tamamı için: http://kdzereglifutbol.blogspot.com/2008/12/zr-dileriz-sadeddin-erien.html

(8) Fotoğraftaki kişilerden bizim saptadıklarımız dışında tanıdıklarınız var ise, 316 10 46 numaralı telefondan bana ulaşmanız beni çok mutlu edecektir.

 
Gösterim : 825
YORUMLAR
Web sitemiz 04.03.2012 tarihinden itibaren;
Toplam: 12549351, Bugün: 2123 kez ziyaret edilmiştir.