Kayıt Tarihi: Wednesday, April 17, 2019 8:10 PM
Seyahatnamelerde Ereğli
1961 yılının 6. Ayının 16'sında Eregli'de iki kuşaktır eczacı bir ailenin ikinci oğlu olarak dünyaya geldim.Turgut Reis Ilkokulu'nun ardından Galatasaray Lisesi'ni 1980'de bitirdim..On yaşlarından beridir kokusunda büyüdüğüm Memleket Eczanesi beni eczacı yaptı.Askerlik görevini yerine getirdiğim 1986-87 Çanakkale Deniz Hastanesi dönemi dışında dedemin eczanesinde babamla birlikte çalıştık.Halen üçüncü kuşak olarak dede yadigârı Memleket Eczanesi'ni sürdürmeye çalışırken 2004'ten bugüne Ecz. Sabit Duran'ın Ereğli Tarihi'ni yayınlamak üzerine başladığım çalışmalar beni bir yerel tarih tutkunu haline getirdi.Geçen yılsonu yayımlanan "Kastamonu ve Bolu Salnamelerinde Ereğli" adlı bir kitabım var..
Dr. Abdullah Cemal

Kurtuluş Savaşı dönemine ait yöremizle ilgili bilgiler içeren tek kaynağın (1) yazarı Dr. Abdullah Cemal, dönemin Zonguldak Sıhhiye Müdürü ve Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Reisidir.

Yaşamöyküsü hakkında fazla bilgiye ulaşılamayan Abdullah Cemal, eserini günümüz Türkçesine aktaran Yrd. Doç. Dr. Cemal Güven’in başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki belgelerden saptadığına göre, 30 Temmuz 1907’de Geyve Belediye Tabipliği’ne atanmıştır ve 29 Mayıs 1919’da ise Bolu Sıhhiye Müdürü olarak görev yapmaktadır. Zonguldak’taki görevinden sonra Muş Sıhhiye ve Muâvenet-i İctimâiyye Müdürlüğü yapmış ve 15 Haziran 1924 tarihinde buradan müstafi sayılmıştır.

Dr. Abdullah Cemal’in, göreve atanış ve ayrılış tarihleri tam olarak saptanamamasına karşın, 1920-22 yıllarında Zonguldak’ta bulunduğu, Zonguldak Hilâl-i Ahmer Cemiyeti üzerine bir araştırma yapan Yrd. Doç. Dr. Yücel Namal’ın eserindeki (2) yönetim kurulu listelerinden anlaşılmaktadır.

Cemal Güven, Dr. Abdullah Cemal ile ilgili Zonguldak Sağlık Müdürlüğü arşivinde herhangi bir belgeye ulaşamadığını belirtir. Bunun nedeni, Müdürlük arşivinin 2017 yılında, eski belge arşivinin hurda kâğıt olarak satılmasıdır. Bunu nereden biliyorsun diye sorarsanız; tarih araştırmasına yardımcı kitap ve belge temini için izlediğim bir internet müzayede sitesinden 1927 yılına ve Memleket Eczanesi’ne ait, Dedem Ecz. Sabit Bey tarafından müdürlüğe yazılmış üç adet dilekçeye 2017 kasımında rastlayarak almamdan diye yanıtlarım sizi. Merak edenler için, dilekçeler ve günümüz Türkçesiyle anlamları Eczanemizde sergilenmektedir.

Abdullah Cemal’in bu çalışmasından ilk kitabımızı hazırlarken haberimiz vardı, ancak eserin tamamına ulaşamamış idik. 2014 yılı içinde ulaştığımız kaynak, Türkçeleştirme hataları içermekteydi. (3) Oysa doğru metin, o tarihten üç yıl önce yılında basımı gerçekleşmiş olan bir eserde yer almıştı. (4)

Sözünü ettiğimiz çalışma, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Cemal Güven’e aitti ve Zonguldak kökenli bir başka öğretim üyesinin, günümüzde Bolu İzzet Baysal Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı olan Prof. Dr. Güngör Karauğuz’un editörlüğünde yayımlanan bir kitapta yer alıyordu.

Cemal Güven’in çalışmasının başında aktardığına göre, BMM’nin açılışından hemen sonra, 20 Mayıs 1920’de kabul edilen 3 numaralı kanun ile Umûr-ı Sıhhiye ve Muâvenet-i İctimâiyye Vekâleti kurulmuştur. Kuruluşunun ardından “Türkiye’nin Sıhh’ı-i İctimâî Coğrafyası” adıyla bir dizi araştırma yapılmasına karar verilmiş ve gerekli emirler verilerek vilâyetlerde bulunan Sıhhiye Müdürlerinden konu başlıkları belirtilerek raporlar istenmiştir.

Sözkonusu dönemde, bugüne kadar ulaşılabilen Sıhhiye Müdürlerinin imzasını taşıyan, genel olarak altı kısımdan oluşan ve benzer başlıkları içeren on dokuz adet “Sıhh’ı-i İctimâî Coğrafya” kitabı basılmıştır. İlgili eserde hangi kentlere ait olabildiğini görebileceğiniz bu kitaplardan Zonguldak’ı konu alan Türkiye Büyük Millet Meclisi Umûr-ı Sıhhiye ve Muâvenet-i İctimâiyye Vekâleti tarafından 1922 yılında Ankara’da Öğüd Matbaasında 48+3 sayfa biçiminde bastırılarak yayımlanmış, dizinin 6. Cüz-ü’dür. Güven’in de belirttiği gibi, Millî Mücâdele Dönemi’nde kaleme alınmış olması, bu eseri daha da kıymetli bir hale getirmektedir. Yeni Türk Devleti’nin temellerinin atıldığı ve büyük problemlerle uğraşılan bu dönemde dahi coğrafya, halk sağlığı, ictimai hayat, demografik yapı, eğitim ve tarih alanlarında çalışmalar yürütülmesi dikkat çekicidir. Görülmektedir ki, Kurucu Meclis bir taraftan modern Türkiye’nin temellerini atarken diğer taraftan barış zamanında dahi takibi zor meseleleri de ihmal etmemiştir.

Eserin Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nde 16997 demirbaş numarasıyla kayıtlı olduğunu da bir dipnot ile veren Kasım Güven’in günümüz alfabesine aktardığı Dr. Abdullah Cevdet’e ait Türkiye’nin Sıhh’ı-i İctimâî Coğrafyası: Zonguldak Sancağı adlı eser, doğaldır ki Ereğli’nin o dönemdeki durumu ile ilgili ilginç bilgiler içerir. Tamamını Seyahatnamelerde Ereğli ve Yakın Çevresi adlı kitabımızda bulacağınız bu metinden dikkat çekici bazı noktaları bu yazımıza konu edeceğiz.

Önümüzdeki ay ele alacağımız 1926-27 yıllarında yöremizde bir araştırma gezisi gerçekleştirmiş olan Çek asıllı Avusturyalı bir jeolog olan Dr. Ernest Nowack’ın yükleme tesisinin de bulunduğu fotoğrafını ekleyerek sözünü ettiği manganez madenini Dr. Abdullah Cemal “Piroluzit cinsinden Ereğli’ye yarım sâât mesâfede Kebez karyesinde mekşûf [köyünde bulunmakta] olup Harb-i Umûmî esnâsında işledilmiş ise de hâlen metrûk [terkedilmiş] bulunmaktadır.” şeklinde anlatır.

“Nebâtât, Zirâat” kısmındaki anlatımda ise, “Livâ dâhilinde Ereğli merkeziyle civârında hemân her nev’ [tür] sebze ve meyve yetişmekte hattâ portakal, limon ve zeytin bile neşvünemâ bulmaktadır[gelişebilmektedir]. Yalnız ta’ammüm etmemiştir[yaygınlaşmamıştır]. “ denilir ve eklenir: “Bunlardan başka Alaplı ve Ereğli’nin kuru fasulyesi, nohudu ma’ruf olunduğu [bilindiği] gibi Filyos Vâdîsi’nde yetişen darı, mısır, fasulye ve kezâ Bartın’ın kuru sebzeleri hârice sevk edilir.” Ardından, “Hubûbâta Gelince” diyerek, Buğday, arpa ve çavdar vasatî beş misli ve pek nâdir olarak, o da yalnız Ereğli ve Bartın civârında ve bir de Devrek Suyu-büyük vâdîsinde on iki misli bir nisbette hasâd idrâk edebilir[katı bir hasat görülebilir].” şeklinde yazar ve ekler: “Livâ mülhakâtından [bağlı bölgelerden] yalnız kısmen Bartın ve Ereğli ve Devrek’in münhatt aksâmı mezrûâtıyla [kısıtlı ekim alanıyla] ancak idâre edebilip diğer aksâm köylüleri yemeklikleri için ucuz olduğundan mısır ununu hâricden celbe muhtâcdırlar[dışarıdan almalar gerekir].” Cumhuriyetin devraldığı Zonguldak’ta tarımın durumu, görüldüğü gibi çok yetersizdir.

Hayvancılık için de durum çok farklı değildir: “Ereğli, Zonguldak ve Devrek’de ancak mahalli ihtiyâcâtına kifâyet edecek [yetecek] çift hayvânâtı ile az midârda koyun ve keçi bulunmaktadır. Hattâ merkez livânın et ihtiyâcâtı Gerede ve Yabanabad ve Bolu’dan getirilen hayvânlarla idâre edilmektedir.(….) Bartın’da ve Ereğli civârında fazla tavuk yetiştirildiğinden hârice bir mikdâr yumurta ihrâcâtı yapılır.”

“Livânın Taksîmât-ı Mülkiyyesi” başlığında ise, “Bolu livâsına merbût [bağlı] bir kazâ olan Zonguldak 336 (1920) senesi sonlarında Bolu’dan ayrılarak Ereğli, Devrek ve Bartın kazâlarını ihtivâ eden müstakil [içeren bağımsız] bir livâ hâline getirtilmiştir. Zonguldak 70, Ereğli 110, Bartın 2 nâhiyeye aid 227 karye[köy], Devrek iki nâhiye dâhilinde 128 karyeyi ihtivâ eder.” açıklaması vardır.

Dr. Abdullah Cemal’in eserinde yer alan 1918 tarihli sayıma ait nüfus bilgilerine göre, metin içinde toplam nüfus 201.036 olarak görülmesine karşın; 189.023 olarak belirtilir. Tabloda yer alan bilgilere göre Ereğli’de söz konusu dönemde 21.036 erkek, 19.531 kadın olmak üzere 40.567 Türk ve Müslimân, 530 erkek, 470 kadın olmak üzere 1000 Rum ve 125 erkek, 102 kadın olmak üzere 227 Ermeni olmak üzere toplam 41.794 kişi yaşamaktadır. Yani nüfusun % 97’si Müslüman, sadece % 3’ü Gayrimüslimdir. Zonguldak genelinde de bu oran, yaklaşık olarak aynıdır (%97,5-%2,5). Zonguldak’ın dört ilçesinde de Rum ve Ermeni nüfus bulunur; en yüksek oran % 6 ile merkezde, en düşük ise % 1 ile Bartın’dadır. Livânın merkezi, 30.193 ile ilginçtir ki en düşük nüfusa sahiptir. Ereğli ise, 74.800 nüfuslu Bartın ve 54.249 nüfuslu Devrek’ten sonra gelir, ancak merkezden fazla nüfusu vardır. Zonguldak nüfusunun % 15’i merkezde, % 21’i Ereğli’de, % 37’si Bartın’da ve % 27’si de Devrek’te yaşamaktadır.

“Maârif”, yani eğitim alanının “pek geri” olduğu belirtilir. Dört ilçe merkezinde “üç devreli rüşdiyye zükûr [erkek] mektebleriyle iki ve üç devreli inâs [kız] mektebleri, kurânın [köylerin] ancak onda birinde muntazam karye [köy] mektebleri mevcûdsa da diğerlerinde yalnız büyük köylerde birer imam tarafından köyün mescid veyâ misâfir odasında köy çocukları tarz-ı kadîm [eski tarz] okutturulmaktadır.” Başka bir maddede okullar, “Zonguldak, Ereğli, Bartın ve Devrek’de birer zükûr nümûne mektebi, kasaba ve kurâda 32 zükûr ve 8 inâs ki; cem’an 43 ibtidâ’î mektebi vardır. Ereğli de iki, Bartın’da üç, Devrek’de iki medrese vardır.” diyerek sayılır.

“Hastahâneler” bölümünde Memleket Hastahanesi şöyle anlatılır: “Ereğli’de 312 [1896-97] târîhinde şehrin en güzel ve ferah-fezâ [iç açıcı] mevki’inde inşâ edilmiş ikinci sınıf altmış yataklı fakat yüz yatak istîâbına kâfi [alabilecek] kârgîr bir pavyondan ibâret, dilnişîn [hoş] bir hastahâne daha mevcûd olup bu dahi dispanser hâline kalb edilmiştir[dönüştürülmüştür].

Merkezde ise, “Türk amelesinin geçirmekte olduğu müellim [üzücü] hayât takdîr buyurularak 336 [1920] senesi sülüs-i âhirinde [başlarında] Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmet-i Celîlesinin emr ve kararıyla ve millî bir tarzda Mi’mar Muallim Kemâleddin Bey tarafından tertîb edilen proje dâhilinde şehrin garbında [batısında] ve Soğuksu Tepesi’nde elli beş yataklık mükemmel bir “amele hastahânesi” inşâsına başlanılmış ve el-yevm [halen] bitmek üzere bulunmuştur. (…) Bundan başka merkezde “Ereğli Şirket-i Osmâniyyesi”ne âid on beş yataklı ve bir Fransız operatörü tarafından idâre edilen ve yalnız şirket-i mezkûre amelelerine ve müstahdemîne mahsûs bir hastahâne vardır.

“Eczâhâneler” ise, Salnamelerde Ereğli kitabımızda da belirttiğimiz gibi; (5) “Zonguldak’da biri belediyeye âid, diğerleri husûsî üç ve Bartın’da husûsî dört, Ereğli’de de belediyeye âid bir ki livâda cem’an sekiz eczane mevcûddur. Devrek’de eczâhâne yoktur.” şeklinde anlatılır. Memleket Eczahânesi’nin Ecz. Sabit Bey tarafından açılışına henüz daha iki yıl vardır.

Daha sonra gelen bölümlerde Ereğli ile ilgili aktarılabilecek konular arasında, üç otel ve altı hân bulunduğu, evler anlatılırken “şehir evleri kısm-ı a’zamı kâr-ı kadîm[büyük kısmı eskiden kalma] ve taksîmâtı girift, karanlık dehlîzler ve büyük sofalardan mürekkebdir. Ekserîsi ahşâb olup kısmen taş ve kireçten yapılmış ve sıva ile kapanmıştır. Yeni tarzda kârgîr ve bağçeler ortasında, yeni bir şekl-i mi’mârîye tâbi olmayarak bir veyâhûd iki katlı dört köşede birer odayı hâvî fakat pencereleri geniş ve çok ve binâenaleyh havâdâr ve ziyâdâr [aydınlık] hâneler inşa edilmektedir.” denilerek bugün müze haline getirilmiş Halil Paşa Konağı tarzı evlerden söz edildiği olabilir.

“Şehirlerin ve Köylerin Vaz’iyyeti” başlığı altında Ereğli’nin doğal liman özelliği şöyle anlatılır: “Zonguldak’a yirmi, yirmibeş mil mesâfede bulunan Ereğli, cesîm [büyük] bir limanın kenârındadır. Baba Burnu’nda bir liman inşâsı Zonguldak’ın bütün ihrâcâtını Ereğli’nin emin ve geniş limanına nakl edeceği gibi yapılacak bir şimendüfer [demiryolu] de karadan Ereğli’yi Zonguldak’a aynı mesâfede yaklaştıracaktır. Ereğli Zonguldak’ın ihrâcât iskelesidir.” Ve eklenir: “Teşekkülât-ı fahmiyye [Kömür tabakaları] bu sâhillerden i’tibâren ve karaya mâilen Bolu ve Kastamonu havâlisinin derinlerine doğru zengin bir tabaka hâlinde uzayıp gittiği ve sehlül-isti’mâl [kullanıma hazır] bir sûrette Zonguldak Limanı önünde pîş istifâdeye döküldüğü hâlde zengin menba’ın kıymetdâr âtîsinden istifâde etmek [değerli geleceğinden yararlanmak] liyâkatını tabi’aten Ereğli ihrâz etmiştir [kazanmıştır].”

Bolu Salnamesi’nden olduğu gibi aktarılmış uzun bir Ereğli tarihi bölümünden (6) sonra, Bartın ve Devrek’in tarihleri daha kısa olarak geçilir.

Kentlerin özellikleri anlatılırken, içme suları konusunda Ereğli’de “nefs-i kasabada ve hastahâne kurbünde [yakınında] Çoban Çeşmesi menba’ suyu vardır ki şehrin en temiz ve nefis menb’a suyunu teşkîl eder.” denildikten sonra, “Kasabanın cenûb-i şarkî cihetinde [güneydoğu yönünde] ve yarım sâât mesâfede” bulunan “Evvel Zamân Suyu” ve gene “kasabaya yarım sâât mesâfede” olan “Şadırvan Suyu” analiz değerleriyle birlikte verilir. Kasabada bol miktarda kuyu bulunduğu da bölüme eklenir.

Çalışmanın son iki kısmı, hastalıklar ve doğum-ölüm oranları hakkındadır.

O dönemde ciddi sorun olan iki hastalık, frengi ve sıtma üzerinde özellikle durulmuştur. “Bu livânın en büyük derdini bu âfet teşkîl eder” denilerek frenginin yaygınlığını eski zamanlarda aramak gerektiğini belirten Dr. Abdullah Cemal, “Arâzînin dar ve nüfûsun oldukça mütekâsif [yoğun] bulunması, İstanbul’a karîb[çok yakın], Rusya sâhilleriyle münâsebetdâr [ilişkili] olması, rızık ve maîşeti hâricde [geçimini dışarıda] aramağa giden birçok memleket evlâdları dâimâ sıla yapmak âdet-i kadîmesine ittibâ’en [eski adetine uyarak] sık sık memleketlerine avdetlerinde [dönüşlerinde] ve her seferlerinde nisbeten birer medeniyet merkezi olan mecâmi’den [bölgelerden] bu hastalığı hediye getirmesi esbâb-ı intişârı teşkîl etmektedir[yayılmanın nedenlerini oluşturmaktadır].” şeklinde yazar. Frenginin yayılmasındaki etkenlerden biri olan fuhuşun gizli olarak var olduğu ve “Livâ dâhilinde hiçbir yerde umumhâne” olmadığı da eklenir.

Sıtmanın ise özellikle Bartın’da, ayrıca Ereğli ve Devrek’in bataklıklı köylerinde görüldüğünü belirtir. Ancak, şöyle ekler: “Maam’afih [Buna karşın] memleket çok sıtmalı değildir. Mevcûd [Var olan] ufak tefek bataklıkların ıslâhı [iyileştirilmesi] kinin tevzî’î [dağıtımı] ile önü alınabilecek bir derecededir.”

20. yüzyıl başında Ereğli’de yaşanmış olan salgınlar ise şöyle anlatılır: “H. 1332 (1909-10) senesinde İstanbul’dan gelen bir Trabzon takasında bir tâife [tayfa] kolera i’râz-ı meşkûkesiyle [şüphesiyle] tecrîd edilmiş ve müteâkıb [devam eden] günlerde aynı gemi reisi ve bir tâifesi daha musâb [hastalanmış] olarak vak’a tahakkuk etmiştir. Musâbların her üçü de vefât etmişlerdir. Hârice întişâr ettirilmemiş [yayılmamış] ve o esnâda İstanbul’da kolera vukûâtı olması deniz tarîkiyle gelen iki kolera ve bir veba istilâsı vâki’ olduğu ve mühim telefâta sebebiyet verdiği halk arasında tevâtürdür[söylentidir]. Balkan Harbi’ni müteâkıb [‘nden sonra] Devrek ve Bolu tarafında ilticâ eden Rumeli muhâcirlerinden Zonguldak’a ve Bartın’a ve Ereğli’ye sirâyet ve intişâr eden [yayılan] lekeli hummâ mühim vefeyâta [ölüme] sebeb olmuştur.”

Son bölüm olan doğum ve ölüm sayılarıyla ilgili Dr. Abdullah Cemal 1 Ekim 1920-28 Şubat 1921 tarihleri arasında 401 doğum ve 428 ölüm; 1 Mart -31 Mayıs 1921 tarihleri arasında ise 222 doğum ve 242 ölüm sayılarını verir. Ancak, şunu da ekler: “Maamâfîh bu istatistikin yalnız livâ ve kazâ merkezleri olan dört şehre âid olduğu ve kurâda köylüler arasındaki tevellüdât ve vefeyâttan [doğum ve ölümlerden] icrâ edilen mükerrer teşebbüs ve tazyîklere [devamlı girişim ve ısrara] rağmen maatteessüf [yazık ki] haberdâr olunamadığı arz olunur. Gerçi nüfûs dâirelerinde bu yolda ba’zı ma’lûmât [bilgi] varsa da bunlar kat’iyyen hakîkî [tamamen gerçek] değildir. Çünkü her şeye rağmen köylü arasındaki tevellüdât ve vefeyâtı ancak hükûmetle bir muâmelesi olduğu zamân izhâr ve i’lân eder [ortaya koyar] ki bu da ba’zen bir adamın vefâtından meselâ on sene sonra ölmüş veyâ on beş yaşına girmiş bir çocuğun o iş günü veyâ biraz daha evvel doğmuş gösterilmesi şeklinde bir a’cebe-i ihsâiyyedir [acaip kandırmacadır].

DİPNOTLAR...........................................

(1) Türkiye’nin Sıhh’ı-i İctimâî Coğrafyası: Zonguldak Sancağı – Zonguldak Sıhhiye Müdürü: Dr. Abdullah Cemal – TBMM Umûr-ı Sıhhiye ve Muâvenet-i İctimâiyye Vekâleti - Cüz-ü 6 – Öğüd Matbaası – Ankara, 1338[1922]. 48+3 Sayfa.

(2) Zonguldak’ta Hilâl-i Ahmer Cemiyeti (1911-1938) – Yrd. Doç. Dr. Yücel Namal-Hasan Karakuzu – Emre Yayınları – İstanbul, 2017 Sayfa: 90-106.

(3) 1869-1916 Kastamonu ve Bolu Salnamelerinde Ereğli – Sadun Duran – Post ve Post Yayıncılık– Ankara, 2015. Sayfa: 35.

(4) Devrek ve Çevresi Tarihi - Zonguldak, Kdz . Ereğli, Çaycuma, Safranbolu, Bartın – Editör: Güngör Karauğuz – Çizgi Kitabevi – Konya, 2011 – Sayfa: 379-421.

(5) 1869-1916 Kastamonu ve Bolu Salnamelerinde Ereğli – Sadun Duran – Post ve Post Yayıncılık– Ankara, 2015. Sayfa: 34-35.

(6) Salnamedeki metnin tamamı için bkz.:1869-1916 Kastamonu ve Bolu Salnamelerinde Ereğli – Sadun Duran – Post ve Post Yayıncılık– Ankara, 2015. Sayfa: 154-156.

 
Gösterim : 687
YORUMLAR
Web sitemiz 04.03.2012 tarihinden itibaren;
Toplam: 11147598, Bugün: 4322 kez ziyaret edilmiştir.