Kayıt Tarihi: 10 Ocak 2019 Perşembe 13:49
Seyahatnamelerde Ereğli
1961 yılının 6. Ayının 16'sında Eregli'de iki kuşaktır eczacı bir ailenin ikinci oğlu olarak dünyaya geldim.Turgut Reis Ilkokulu'nun ardından Galatasaray Lisesi'ni 1980'de bitirdim..On yaşlarından beridir kokusunda büyüdüğüm Memleket Eczanesi beni eczacı yaptı.Askerlik görevini yerine getirdiğim 1986-87 Çanakkale Deniz Hastanesi dönemi dışında dedemin eczanesinde babamla birlikte çalıştık.Halen üçüncü kuşak olarak dede yadigârı Memleket Eczanesi'ni sürdürmeye çalışırken 2004'ten bugüne Ecz. Sabit Duran'ın Ereğli Tarihi'ni yayınlamak üzerine başladığım çalışmalar beni bir yerel tarih tutkunu haline getirdi.Geçen yılsonu yayımlanan "Kastamonu ve Bolu Salnamelerinde Ereğli" adlı bir kitabım var..
István Györffy

1884-1939 tarihleri arasında yaşamış olan István Györffy, Macar Etnografya araştırmalarının Avrupa düzeyine yükselmesine hizmet etmiş bir bilim adamıdır. Kökeni nedeniyle güçlü bir şekilde Türk kültürü ve diline ilgi duymuş, klasik anlamda Türkolog olmamasına karşın Hunlarla ilgili araştırmaları Macaristan’da Hun Kültürünün tanınmasına katkıda bulunmuştur.

Macar kültürünün doğu unsurları hakkında araştırmalar yapan Györffy, Birinci Dünya Savaşının son demlerinde ülkemize gelmiş ve Kuzey Marmara bölgesinde yaptığı gezisinde Ereğli’ye dek uzanmıştır.

22-27 Ekim 1918 tarihlerinde Ereğli’de bulunmuş olan István Györffy’nin Türkçeye çevrilerek yayımlanmış bir kitabı yoktur.

Birinci Dünya Savaşı ve Cumhuriyetin ilk dönemlerinde Türk-Macar ilişkileri üzerine birçok makalesi bulunan Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melek Çolak’ın Györffy üzerine yaptığı çalışmalardan aldığımız bilgilerle yetinmek durumundayız.

Sözkonusu geziyi Prof. Melek Çolak makalesinde(1) şöyle anlatır:

XX. yüzyıl başlarında Türk-Macar ilişkileri gelişmiş durumda idi. Osmanlı İmparatorluğunun Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile ittifak yapması, kültürel ilişkilerin yanı sıra Türk Macar hükümetleri arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkileri arttırarak, Türk-Macar dostluk ortamını güçlendirmişti. Her Avrupalı gücün ticari veya sömürge politikası olarak Osmanlı İmparatorluğu ile ilgilendiği gibi, Macaristan da Osmanlı İmparatorluğu ile kültürel ve ekonomik bağlantılara önem veriyor, ekonomik geleceğini doğuda görüyordu.

1918 yılında Macar Hükümeti askerlik hizmetini yapan uzmanlardan Anadolu’nun kuzey sahillerinin araştırılması, taşranın ekonomik coğrafyasının ve folklorunun incelenmesi için bilimsel bir gezi planlamaya karar verdi. Ortaya konulan sonuçlar daha sonraki Macar Türk ekonomik ilişkilerinin temelleri olacaktı. İnceleme ülkeye ekonomik gelirin yanı sıra doğu bilimleri için katkı da sağlayacaktı. Ekip, Kont Pál Teleki’nin liyakatiyle kuruldu. Bu gezinin üyelerinin büyük bölümünü de O seçti. Gezinin teknik hazırlığını ve başkanlığını yedek yüzbaşı Dr. Jenő Lenárd yaptı. Ekspedisyonu düzenleyen Jenő Lenárd, Macar Turan Derneği’nin üyesiydi ve Budizm üzerinde yaptığı araştırmaları ünlü idi. İstanbul’da bulunan temsilciliğin ekonomik bölümünde yüzbaşı idi. Altı ay için düzenlenen bilimsel geziye şu kişiler katılmıştır:

Topografyacı ve hidrografyacı Dr.Emil Vidéky, Jeolog Dr. László Gábor, ziraatçi üsteğmen Kont Rezső Széchényi ve etnograf Dr. István Györffy. Ekip 1918 Mayısında hareket etmeyi planlamakta idi. Ancak Dr.Jenő Lenárd’in yorgunluk bilmeyen çabayla 1917 yılı sonundan başlayarak çalışmasına rağmen, hareket öncesi son engelleri giderinceye kadar bir yıl geçti. Heyet Eylül ortalarında yolculuk için hazır hale geldi. Aşağı yukarı 16 kişi, 32 at, 2 yük arabasıyla hareket ettiler. Dilekler bu detaylıca düzenlenmiş geziyi dünya savaşının hiç etkilenmemesi yönünde idi.

(….) Ekip 21 Eylülde Haydarpaşa kampından hareket ettiği zaman, ilk günlerde alışılagelen çocuk hastalıkları kendini gösterdi. Erat silahlı hizmete uygun olmayan yetersiz insanlardan ibaretti ki onlar kendi isteğiyle bu uzun yola gitmelerine rağmen, yol yorgunluğuna dayanamadılar. Atların hiç uygun olmadığı ortaya çıktı. Üzerinden gidilmemiş tepelik yollarda yük arabalarından hatta eşyanın büyük bölümünden ilk haftada vazgeçmeleri gerekti. Yüzbaşı Lenárd gezinin idari olarak yapılacak işlerini, üyeleri arasında paylaştırdı. Hareket geç kalmıştı. Oysa yaklaşan kış kortejin acele etmesine işaret ediyordu. Bilimsel gözlem çok defa “at sırtında” gerçekleşti. Güzergâh ve dinlenme yerleri şunlardı: 23 Eylülde Skutari’den hareket, 24-25 Eylülde Bulgurlu, 26’sında Ömerli, 27’sinde Hecizli, 28 Eylül 3 Ekim arası Şile, 4 Ekimde Kurucuköy, 5’inde Tekke, 6’sında Göksu, 7’sinde Çelebiköy, 8-10 Ekim arası Kandıra, 11’inde Karaçallı, 12’sinde Hacılar İskelesi, 13-14’ünde Sakarya Boğazı, 15’inde Karasu, 16’sında Melen, 17’sinde Akçeşehir, 18’inde Akkaya, 19’unda Alaplı, 20’sinde Çölmekçiler, 21’inde Kurdlar ve 22-27 Ekim arasında Ereğli. Kandıra’da manevi olarak ekibin üzerinde çok umutsuz olarak etki yapan, Bulgar cephesinin dağıldığı hakkında haberler geldi. Ereğli’de ise Almanların taşkömürü ocakları yanında yerleşmiş olduğunu gördüler. Yüzbaşı Lenárd İstanbul’a Ordu Komutanı General Pomiankowski’ye telgraf çekerek yolculuğun sürdürülüp sürdürülmeyeceği konusunda görüş istedi. Gelen cevap birkaç gün içinde geri dönülmesi yolunda idi. Dr. Vidéky ve Kont Széchényi yükün büyük bölümü ve hastalanmış erat ile gemiye bindi. Kalanlar, dizanteriden güçlükle iyileşmiş yüzbaşı Lenárd ile kara yolundan Adapazarı istikametinde geri döndü. 28’inde Alaplı, 29’unda Yeniyer, 30’unda Bekçi, 31’inde Muhacirköy, 1 Kasımda Hendek, 2-3 Kasımda Adapazarı, 4 Kasımda Hacı İbrahim Çiftliği, 5 Kasımda Hereke, 6’sında Büyükdere beldesi üzerinden zorunlu yürüyüşle, 7 Kasımda tekrar Haydarpaşa kampına varıldı. Bu arada Mondros Mütarekesi’nden sonra Avusturya-Macaristan ordusuna ait subay ve erat İstanbul’a Kasım sonunda ulaşmışlar, daha sonra Anadolu kısmında, sahil bölgesinde iki kampta toplanmıştı. Türkiye’nin yaptığı ateşkes antlaşmasına göre Almanya-Avusturya-Macaristan ordularının 28 Kasım tarihine kadar Türkiye’den çıkması gerekiyordu. 50 gün süren gezi sırasında fazla yürüyüş fiziksel olarak ekibi bitap düşürmüştü. Rusya yönünden esen Bolşevik rüzgarlar, Avusturya-Macaristan Monarşisinin dağılması, çoğunlukla Avusturyalı, Çek ve Hırvat erat üzerindeki disiplini bozdu. Bu askerlerin vatanlarından gelen üzgün haberler, hatta eve ulaşma ümidinin günden güne azalışı, daha sonra İtilaf Devletlerinin İstanbul’a girişi sonrası, Asya kıyılarında gözaltında tutulma onları ruhi olarak ta zayıflattı. 1 Aralık’ta László ve Széchényi Moda’ya, Lenárd Vidéky ve Györffy Maltepe’ye gönderildi. Artık topladıkları bilimsel malzemeyi İstanbul’da güvenlik altına almaktan başka çabaları olmadı. Ülkelerine geri gönderilme başladığı zaman, ekip 7 Ocak 1919’da Haydarpaşa’dan gemiye bindi ve mayın tehlikesi arasında 10 gün sonra Trieste’ye ulaştı. Oradan trenle 21 Ocakta Macaristan’a geri döndü.

Melek Çolak István Györffy ve İnceleme Gezisinin Önemi başlığı altında, şöyle devam eder: (2)

Savaş koşulları içinde büyük zorluklar pahasına da olsa bu özel görev gerçekleşmiştir. Gezinin olumsuz yönlerini István Györffy şöyle anlatmaktadır:

“Savaş pek çok bakımdan işimizi felce uğrattı. Sekiz yıldan beri silah altında olan bir ülke, etnografyaya ait koleksiyon yapmak için çok uygun bölge değil. Neredeyse her silaha sarılan insan savaş meydanındaydı ve erkekler yokken evlerine giremedik. Hatta çoğu kez uygun düştü ki köyde tek erkeğin bile olmamasına istinaden, kamp kurmamıza izin vermediler. Zaten folklora ait konuları da çok toplayamazdık. Çünkü yük atlarımız başlangıçta ayrılmışlardı. Daha sonra cephemizin dağılışını duyunca, toplanmış folklor malzemesini yurda taşıyabilmemizdeki ümitlerimiz de yitti. Hal böyle iken malzemeler toplamaktan da kaçındık. Bölgemiz aslında ormanlık bölge olarak, maddi koleksiyon yapma sevimsiz bir iş olmazdı.”

Bununla beraber István Györffy’nin deyimiyle Türk halkı ve resmi görevlilerin her yerde onları memnuniyetle karşılamaları ve Macar olduklarını bilir bilmez en fakir Türk köylerinin bile onlara iyi bakmaları, gezi ekibinin zor görevini nispeten hem kolaylaştırmış hem de olumlu etki yapmış olduğu açıktır.

Bu inceleme gezisinde István Györffy Anadolu’nun Kuzey Marmara bölümünün etnografik haritasını Ereğli ve Bolu hattına kadar aşağı yukarı 112.500km²’lik bölgeyi redakte etmiştir. Bu haritayı iki nüsha olarak hazırlayıp birini Macaristan’a götürmeyi başarmıştır. Yolboyunca 650 tane etnografik fotoğraf çekmiştir. Bunlardan 150 tane üzerinde çalışılmamış film, bazı notlar ve çizimler İstanbul’da kalmıştır ( István Györffy anılarında bu 150 tane filmi Macaristan’a götürme riskini göze alamadığını ve hemen getirtilmese bozulacağından korktuğunu ifade etmektedir. Julia Bartha, István Györffy’i anlattığı makalesinde 150 fotoğraf ve çizimin askeri arşivde bulunduğunu ve araştırmacıları beklediğini yazmaktadır.)

Györffy bu gezi sırasında çizdiği sözü edilen bu etnografik harita ile yerleşim coğrafyasına ait önemli bulgular ortaya koymuştur. Bölgede yaşayan Türk, Tatar, Çerkes, Laz, Gürcü, Kürt, Ermeni, Çingene, Yahudi gibi grupların yaşadığı alanları belirlemiştir.

Kendisine ait başka bir makalede (3) yukarıda aktardığımız geziyle ilgili bilgileri özet olarak verdikten sonra, Györffy’nin Anadolu’nun Kuzey-Marmara bölümünün etnografik haritasını Ereğli ve Bolu hattına kadar aşağı yukarı 112.500 km2’lik bölgeyi redakte ettiğini, yol boyunca 650 tane etnografik fotoğraf çektiğini, çizdiği etnografik harita ile yerleşim coğrafyasına ait önemli bulgular ortaya koyduğunu (4) belirten Çolak, çok arzu etmesine karşın Györffy’nin ülkemizi tekrar ziyaret etme fırsatı bulamadığını belirtir. Györffy’nin gezi izlenimlerini yukarıda aktardığımız makalesinde incelediği yazısında ve ayrıca gezi sonrası yerleşim coğrafyası, tarım, el sanatları, toplumsal yaşam gibi alanlarda yaptığı değerli gözlemleri “Falu” ve “Levente” adlı dergilerde 1921 ve 1929 yılında yayımladığını aktaran Çolak, bu gözlemlerden bir bölümünü bu makalede yayımlamıştır.

Türk ve Türkiye imajı, köy kültürü, endüstri ve el sanatları, Türk kadını ve toplumdaki yeri, ormancılık, hayvancılık, tarım ve yerleşim coğrafyası alt başlıkları ile aktarılan bu gözlemlerde Ereğli’nin özellikle konu edildiği bir bölüm bulunmaz.

Makale ekinde, Ereğli ve Alaplı’nın yukarıda gördüğünüz bazı fotoğrafları bulunmaktadır.

Altı gün süreyle Ereğli’de kalındığını ve gezi süresince 650 fotoğraf çekildiğini bildiğimiz için bölgemizin 1918 yılındaki durumuna ait çok daha fazla bilgi bulunduğunu düşündüğümüz bu bilimsel gezinin arşivine ulaşmamız, ne yazık ki mümkün olamadı..

Ülkemize 20. yüzyılın başlarında Macar heyetleri tarafından yapılan bu tip gezilerin düzenlenmesine, Dünya üzerinde ilk Türkoloji Kürsüsünün 1830’lu yıllarda kurulduğu ülke olan Macaristan’da 19. yüzyılın sonunda gelişen Turan Hareketi önayak olmuştur.

Tarık Demirtaş’ın bu hareketi konu aldığı eserinden (5) öğrendiğimize göre, Macaristan Turan Cemiyeti, toplumun önde gelen bilim adamı, siyasetçi ve yazarlarının bir araya gelmesiyle 1910 yılında kurulmuş, 1913’ten itibaren Turan dergisini çıkarmaya başlamıştır. Temel iddiası Macar ve Türk halklarının tarihi akrabalığı ve Macar kavminin Asya kökenli olduğu yönünde olan Cemiyet, coğrafi bir kavram olan Turan bölgesini, İran’ın ötesinde bulunan Asya bozkırları olarak saptıyor ve bu bölgelerle kardeş halk olarak kabul ettiği Türk topraklarında bilimsel araştırmalar yaparak iddialarını kanıtlamaya çalışıyordu.

Kurucu başkanı ve uzun süre lideri Pál Teleki olan hareket, Birinci Dünya Savaşında aynı ittifak içinde oldukları Osmanlı Devleti’ndeki İttihat ve Terakki yönetimiyle de sıcak ilişkiler kurmuş, bu hareket içinde Turancı fikirlerin oluşumuna önayak olmuştur.

İki büyük savaş arasında yükselen faşizm hareketinin de etkisiyle bu topluluğun fikirleri giderek ırkçı ve faşist çizgiye yaklaşmış, İkinci Dünya Savaşı döneminden sonra ise hareket zayıflayarak ortadan kalkmıştır.

Tarık Demirtaş’ın çalışmasından konumuzla ilgili bölümü aşağıda okuyabilirsiniz: (6)

MACAR TURANCILARI’NIN TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

Macaristan’daki Turan hareketinin en önem verdiği ülke doğal olarak Türkiye’ydi. Türkiye’yle Turancı ilişkilerin geliştirilip güçlendirilmesi amacıyla İstanbul’da Türk-Macar Dostluk Cemiyeti kurulmuştu. Bu derneğin kuruluşu Pál Teleki’nin başkanlığında üç kişilik bir Turancılar heyetinin İstanbul’u ziyareti sırasında gerçekleşti. İstanbul’daki bu derneğin Macaristan’daki cemiyet gibi örgütlenmesi hedefleniyordu.

Bu arada yine aynı yıllarda İstanbul’da Turancılar tarafından kurulan Tahsil-i Sanayi Cemiyeti de yetenekli Türk gençlerinin Macaristan’a gönderilip temel bilimlerde eğitim almasını, Turancı kadrolar yetiştirilmesini amaçlıyordu. 1916’da İstanbul’da hükümet düzeyinde de görüşmeler sonucu, bir sonraki sömestr için 186 öğrencinin Budapeşte’de eğitim görmesi karar altına alındı.

Genç öğrenciler son derece yetenekliydi. Üç aylık bir eğitimin ardından, eylülde Macar okullarında Macarca dersleri anlayacak ve bu okullarda eğitim alacak düzeye gelmişlerdi. 1916-17 öğretim yılında 186 olan öğrenci sayısı yıl sonunda 160’a düşmüştü. Turan dergisinde haklarında daha ayrıntılı bilgiler veriliyor

Daha sonraki yıllarda da Türkiye’den öğrenciler gelmeye devam etti ve 1921’e gelindiğinde 200’ü aşkın Türk genci Macaristan’da değişik üniversitelerden mezun olmuşlardı. Bu öğrenciler İstanbul’da Eğitimini Macaristan’da Gören Türk Öğrenciler Cemiyeti’ni kurdular.

Turancı hareketin Türkiye ile olan ilişkisi sadece kültürel düzeyde değildi. Giderek daha fazla Türk genci Macaristan’da meslek eğitimi ve üniversite öğrenimi görme fırsatını yakalıyordu. Ama bunun ötesinde hayatın her alanında gelişen ilişkiler sistemi oluşuyordu.

Her şeyden önce Macaristan Turan Cemiyeti, kuruluş amaçlarıona uygun olarak Turan ülkelerine araştırma ekipleri gönderiyordu. Kendi alanının uzmanları olan bilim adamlarının oluşturduğu delegasyonlar gittikleri ülkelerde coğrafyadan ekonomik koşullara, sağlık sisteminden folklora kadar araştırmalar yapıyor ve bu araştırmaların sonuçlarını daha sonra raporlar halnde cemiyete sunuyorlardı. Araştırma yapılan ülkeler arasında Türkiye ilk sıralardaydı.

Turan Cemiyeti’nin ilk üç yıllık faaliyetleri sırasında Anadolu’ya üç ayrı araştırma ekibi gönderilmişti. Bunlardan bir botanikçi, bir zoolog, bir coğrafya uzmanı ve haritacıdan oluşan ilk ekip Tuz gölü ve çevresinin ilk ciddi doğa araştırmasını yapmıştı.

İkinci ekip ise daha kapsamlı bir hedefle Türkiye’ye gelmişti: Béla Horváth ve Rezsö Milleker ikilisi, 1913’te İstanbul’a gelip at sırtında 2300 km.lik bir mesafede incelemeler yaptılar. İstanbul’dan başlayıp Nevşehir, Niğde, Konya ve Karaman üzerinden Ankara’ya kadar devam eden bu araştırmanın sonyçları ve Macar Turancılarının Türkiye izlenimleri daha sonra kitap olarak da yayımlandı (Béla Horváth, Anadolu 1913 Tarih Vakfı Yurt Yayınları). Yazar Béla Horváth, 1913 yılı gözlemlerini kaleme aldığı ama ilk kez 1927’de yayımlanan kitabına şu satırlarla giriyor:

“Güneşin parıltısında şakıyan Doğu; Antik zamanların gizemiyle iç içe yaşayan görkemli topraklar! Sıradan, ama dürüst ve çalışkan Türk insanı! Sizleri bir kez tanıyan kişinin hafızasında bir daha silinmeyecek anılar bırakıyorsunuz. Narin minareleriniz, sessizce secdeye varıp tanrıya yakaran insanlarınız, yok olan muhteşem taş anıtlarınızla esrarlıo dünyanız sizi görenlerin düşlerinde hep yaşıyor.

Sakin ve kurşuni gökyüzü. Sen Batı dünyasının sabırsızca hep bir şeylerin peşinde koşuşturan sinirli insanlarının hep ulaşmak istediği, ama hiçbir zaman çözemeyeceği bir sır olarak kalacaksın.

Haydi o zaman! Bölük pörçük anıların, bin yıllar öncesinin kültürlerinin bugünkü modern sahnesine gitme vakti geldi!

* * *

Turan Cemiyeti tarafından desteklenen coğrafi ve etnografik gözlemleri amaçlayan seyahatimiz, büyük dünya savaşının hemen arefesinde, 1913 yılı yaz ve sonbahar aylarında gerçekleşti. O zamandan bu yana, dünya savaşının son derece şanssız bir şekilde sonuçlanmasının ardından, Anadolu’da olup bitenler ve Türklerin hayranlıkla izlenen bağımsızlık savaşı, bu halkı bütün dünyada haklı olarak ilgi odağı haline getirdi. İşte ağırlıklı olarak dünya savaşı öncesi yazılan eserimizin şimdi yayınlanmasına imkân veren gelişmeler bunlardır. Türklerin olağanüstü bir hamleyle dünya tarih sahnesine muhteşem geri dönüşü, bizim acılar içinde kıvranan mazlum ulusumuzun kararan gökyüzünde parlayan bir umut yıldızı gibidir.

Ama bu kitaba önem kazandıran bir başka husus da, Macar halkının kendi dilinde okuyabileceği, bu akraba halkı tanıtan, onun hayat tarsını, erdem ve eksikliklerini bütünsellik içinde aktaran bir kitabın şimdiye kadar yayımlanmamamış olmasıdır. Kitap bu eksikliği de doldurmak istiyor.

Amacım her zaman objektif olmaktır. Okuyucu eğer kitabın satırları arasında, Doğu gezginlerinin fantezi dünyalarının ürünlerini bulmak istiyorsa, hiç yorulmasın! Biz gerçek hayatın izlerinde kalmaya özen gösterdik. Eğer bu küçük seyahatnamemle amacıma ulaşırsam, bu sevgili kardeş halk, yani Türk halkı doğrultusunda ilgi uyandırabilirsem, emeklerim boşa gitmemiş demektir.”

Macar Turancılarının Anadolu topraklarına düzenledikleri bilimsel geziler daha sonra, Dünya Savaşı yıllarında bile devam etti. Önem verilen böçlgelerden biri olan Karadeniz kıyılarının coğrafi özelliklerini, jeolojik yapısını, hayvan ve bitki dünyasını incelemeyi amaçlayan kapsamlı bir gezi 1918’de düzenlendi:

“Bu bilimsel gezi eylül ayının son günlerinde başlayacak. Aylar süren hazırlık döneminin ardından gezi Dr. Jenö Lénard tarafından yönetilecek. Dr. Lénard derneğimizin eski ve özellikle Budizm araştırmalarıyla tanınan üyesidir. Dr. Lénard şu ara İstanbul’daki askeri ataşeliğimizde ekonomi dairesinde çalışmaktadır. Altı ay sürmesi planlanan geziden önemli bilimsel sonuçlar elde edileceğini düşünüyoruz. Gezi Karadeniz’in güney sahillerinde, bazı bölümlerde karadan, bazı bölümlerde ise denizden sürdürülecek. Geziye, İstanbul Üniversitesi coğrafya öğretmeni Mecit Bey ve lise coğrafya öğretmeni Mansur Bey de eşlik edecekler.” (Turan, 1918, s. 509)

Turan Cemiyeti’nin çok önem verdiği ve gelişmeler hakkında dergide sürekli bilgi yer alan bu gezi maalesef tamamlanamadı. Dünya savaşının sona ermesi ve mütareke koşullarının Macar vatandaşları için İstanbul’un sakıncalı olması nedeniyle gezi yarıda kesildi, ekip Budapeşte’ye geri çağrıldı:

“Yüzbaşı Jenö Lénard tarafından yönetilen Bilimsel Karadeniz Gezisinin ekibi (Dr. Jenö Lénard, Kont Resnö Széchenyi, Dr. Emil Vidéki, coğrafya uzmanı Dr. Lászlo Gábor ve etnograf István Györffy) İstanbul’a döndü. Türkiye’nin ateşkes imzalamasının ardından Almanların ve Avusturya-Macaristan uyruklu askerlerin 28 Kasıma kadar ülkeyi terk etmeleri gerekiyor. Geri dön talimatını Karadeniz Ereğli’sinde alan ekip hemen dönüş hazırlıklarına başladı. Lénard dizanteri hastalığına yakalanmış olması nedeniyle yatakta olmasına rağmen ekibi hemen harekete geçirip İstanbul’a getirdi. Düzce, Hendek, Adapazarı ve İzmit üzerinden Haydarpaşa’ya gelindi. Kont Széchenyi, Dr. Vidéki İstanbul’a gemiyle döndüler. Ekip yolculuğunu Haydarpaşa, Kandıra, Şile, Sakarya, Akçaşehir ve Alaplı güzergâhında yapmıştı. Bu bölgede böyle bilimsel bir yolculuk 60 yıldır yapılmamıştı. Özellikle ekonomi coğrafyası anlamında yapılan gözlemlerin önemi çok büyük. Bu yolculuğun sonuçlarını dergimizin ileriki sayılarında yayımlayacağız.” (Turan, 1918, s. 623)

Turan Cemiyeti tarafından organize edilen bu geziler ve araştırmalar sadece ulaşılan bilimsel sonuçlar nedeniyle önemli değildi. Jeolojik araştırmalar, ülke ekonomisi için çok büyük öneme sahip bazı keşiflere de neden oluyordu. Zonguldak bölgesindeki kömür madenlerinin keşfi de bu gelişmelerden biriydi:

“Dr. Mithat Cemal Bey ve Viyanalı Prof. Schaffer 1917 yılı Mayıs ayında Kastamonu vilayetini gezdiler ve jeolojik araştırmalar yaptılar. Bu yolculukla ilgili araştırma sonuçları Pettermans Mitteilungen’in temmuz sayısında yayımlandı. Yolculuğun amacı Karadeniz kıyısında kömür madeni olup olmadığını araştırmaktı. Öncelikle Zonguldak ve Ereğli çevresi dolaşıldı. Keşkekköy, Çamlı ve Niren Deresi civarında orta ölçekli kömür madeni bulundu. Mithat Bey bu çalışmalar hakkında ayrıntılı bilgiler veriyor.” (Turan, 1918, s. 447)

İlişkiler elbette karşılıklıydı. Macaristan’dan Türkiye’ye uzmanlar gidiyor, araştırmalar yapıyorlardı, ama Türkiye’den de Macaristan’a delegasyonlar geliyor, bu ülkede kurumların işleyişi ve sosyal hayatın yapılanması üzerine görüşmelerde bulunuyorlardı. Turan dergisinin 1913 yılı 3. sayısındaki şu haber bu ilişkilerin ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor:

“Son dönemde Doğu ülkelerinden çok sayoda delegasyon Macaristan’ı ziyaret ediyor, devleti ve kurumların yapısını inceliyor. Türk hükümeti adına ülkemize gelen İstanbul Banque Agricole Genel Müdür Yardımcısı Rıfkı Bey, Ticaret ve Ziraat Nezareti yetkilisi Cemal Bey’le birlikte Macaristan’daki kredi ve banka sistemini incelemeye başladılar.

Ülkede görüşmeler ve ziyaretler yapan Ulusal Kredi Merkezi, Ziraat Bankası ve Kooperatifler Birliği hakkında ayrıntılı bilgi alan delegasyon üyeleri Osmanlı Başkonsolosu Ahmed Hikmet ile birlikte Tarım Müzesini de gezdiler. Daha sonta tarım bakanının onurlarına akşam yemeği verdiği konuklara eğitimini Macaristan’da tamamlayan ve şimdi Türkiye’de Ziraat Nezareti Teknik Umum Müdürü olan H. Beyhan ve Bereketzade M. Ekrem de katıldı.”

Turan Cemiyeti’nin örgütlediği faaliyetler, sanatı ve eğitimi de kapsıyordu. 1917 yılı Turan dergisindeki şu kısa bunun kanıtı:

“İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden Hamdullah Bey çıkan bazı sorunlar nedeniyle Budapeşte konferansını etelemek zorunda kaldı. Böylece “Türk toplumunun son durumu ve Türk sanatı” konferansı ileriki bir tarihe ertelendi.

Macaristan Milli Eğitim Bakanlığı Budapeşte’de öğretmenlik yapan Jenö Szücs’ü İstanbul Macar Okulu’na öğretmen olarak atadı. Öğretmen Szücs Turan Cemiyeti’nin Türk Çocukları ve Eğitim projesinde de çalışacak.”

Bu anlatımda da gördüğümüz üzere, Turan Dergisi konu aldığımız gezi ile ilgili değerli bilgiler içermekte.

Macarca bilen değerli araştırmacılarımızın konuya eğilmesini dilemekten başka bir şey gelmiyor şu an elden..

DİPNOTLAR....................................................

(1) Macar Etnoğraf Istvan Györffy ve Kuzey Marmara Bölgesi İnceleme Gezisi 1918 – Melek ÇOLAK – Belleten Cilt LXXII - Sayı 265 2008 Aralık. Sayfa: 943-946.

(2) Aynı makale, Sayfa: 946-949.

(3) Macar Etnograf Istvân Györffy'nin Türkiye İzlenimleri– Melek ÇOLAK –Karadeniz (Black Sea-Çernoye More) Sosyal Bilimler Dergisi - 2008 Sayı 4. Sayfa:19-42.

(4) Adı geçen makale, Sayfa: 21.

(5) Macar Turancıları – Tarık Demirkan – Tarih Vakfı Yurt Yayınları – İstanbul, 2000 .

(6) A. G. E. Sayfa: 47-51.

 
Gösterim : 1205
YORUMLAR
Web sitemiz 04.03.2012 tarihinden itibaren;
Toplam: 10713170, Bugün: 733 kez ziyaret edilmiştir.